Sınır dışıları Durdurun! /Stop Deportations!

Sınır dışıları Durdurun!

Son zamanlarda Suriyelilerin ve Türkiye’ye başka ülkelerden gelmiş binlerce mültecinin sınır dışı edilmesine dair haberler çıkıyor. Bu sınırdışıların en görünür haline geçtiğimiz günlerde, İstanbul’da Suriyeli göçmenlerin otobüslere bindirilerek sınır dışı edildiği, bazılarına zorla “gönüllü” geri dönüş yapmak istediklerine dair belgenin imzalatıldığına yönelik ortaya çıkan görüntü ve haberlerle şahit olduk. Tüm bu gelişmeler üzerine, İstanbul Valiliği, “Düzensiz Göçle Mücadele ile İlgili” basın açıklaması yaparak, geçici koruma kapsamında olmakla birlikte, İstanbul ilinde kaydı olmayan (diğer illere kayıtlı) Suriyelilerin, kayıtlı bulundukları illere geri dönmeleri için 20 Ağustos 2019 tarihine kadar süre verildiğini duyurdu. Öte yandan, halihazırda kayıtlı olmayan mültecilerin durumunun ne olacağı ise belirsizliğini korumakta ve sınırdışıların devam ettiği belirtilmektedir. Durumun İstanbul ile sınırlı kalmayacağı ve hemen tüm illerde benzeri süreçlerin yaşanacağı öngörülmektedir.

2011 yılından bu yana savaş nedeniyle milyonlarca Suriyeli yerinden edilmiş, pek çoğu başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu noktada, uzun süre misafir statüsünde Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteciler, 2014 yılından itibaren de geçici koruma statüsü altında bulunmaktadırlar. Bu statünün mültecilerin haklara erişiminde yarattığı sorunlar ortadayken, son yaşanan sınırdışılarla birlikte geçici koruma statüsünün mültecilere tanımış olduğu non-refoulment (geri gönderilmeme) ilkesinin dahi açıkça ihlal edildiği görülmektedir. Cenevre Sözleşmesine koyduğu coğrafi çekinceye dayanarak Türkiye’deki milyonlarca mülteciye mülteci statüsü vermeyen Türkiye, mültecileri güvencesiz, korumasız bir konumda yaşamaya zorlarken, son günlerde artan sınır dışılar ise tüm mülteci grupları açıkça tehdit ederek yaşamlarını ve geleceklerini daha da güvensizleştirmektedir. Toplu sınır dışı haberlerinin gündeme geldiği günden bu yana, mülteciler sokağa çıkmaya çekinmekte, kendilerini evlerine ve atölyelere kapatmış beklemektedirler. Halihazırda mültecilere dönük ırkçılığın normalleştirildiği bir siyasal iklimde hükümet yetkilileri, muhalefet partileri ile ırkçılık yarışına girerek, savaşın yıkıma uğrattığı hayatları daha da zorlaştırıyor. Yerinden edilmiş insanlara yönelik saldırılar artarken, mülteci emeği güvencesiz ve ucuz iş gücü olarak yaygın bir biçimde istismar edilip sömürünün en ağır biçimine maruz bırakılırken, hareket etme özgürlükleri ellerinden alınan milyonlarca Suriyeliyi ve mülteciyi geri gönderme tehdidiyle yaşamaya mahkûm eden Türkiye, bir an evvel en temel insan hakları sözleşmelerini ve uluslararası hukuku da ihlal eden bu uygulamaya son vermelidir.

Hatırlatalım; Suriye, zorla yerinden edilmiş insanların geri gönderileceği güvenli bir ülke değildir. Bütün bu yoksunluk ve yoksulluk şartlarında hayatta kalma mücadelesi veren mültecileri daha da savunmasız hale getirecek uygulamalar bir an evvel son bulmalıdır. İnsanları sokaklardan, evlerinden, iş yerlerinden toplayıp sınır dışı etmeye çalışmaktan en kısa sürede vazgeçilmelidir.

Bizler, toplumun tüm kesimlerini, sivil toplum örgütlerini uyruğu ve yasal statüsü ne olursa olsun kimsenin ayrımcılığa, kriminalizasyona ve hareket özgürlüğüne dönük kısıtlamaya maruz kalmaması için mücadele etmeye çağırıyoruz!

Irkçılıkla yaşamaya alışmayacağız.
Birarada yaşımı savunmaya devam edeceğiz.
#Sınırdışılarıdurdurun
#HerkeseKoşulsuzHareketÖzgürlüğü
#BiraradaYaşamıSavunuyoruz

Ankara Tabip Odası
Ankara Infoshop
Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara
Hepimiz Göçmeniz – Irkçılığa Hayır Kampanyası
İHD Ankara Şube
Kapılar İnisiyatifi
Karala Dergisi
Kaos GL
Pembe Hayat KuirFest
Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği
Sınır Tanımayan Kadınlar – Göçmen Kadınlarla Dayanışma Grubu
TODAP – Toplumsal Dayanışma için Psikologlar
100.yıl İnisiyatifi

________________________________________
Stop Deportations!

In the last few days, we have been hearing news stories of thousands of Syrians and refugees being detained and deported from Turkey. Lastly, we witnessed the most significant instances of such deportations in the stories from Istanbul about thousands of Syrian refugees were forcibly put in the buses for deportation where some of them were enforced to sign documents declaring that they want to return to Syria “voluntarily.” Following all these incidents, The Istanbul Governer’s Office released a statement “On Turkish authorities’ fight against irregular migration” declaring that a time until August 20 has been given for Syrians under temporary protection who are not registered in Istanbul (registered in other provinces) to return to the cities of their registration. Meanwhile, it is still unclear what is going to happen to refugees who are not registered, and deportation crackdowns are still underway. We foresee that it will not be limited to Istanbul and the same will happen in almost every city in Turkey.

Following the war broke out in Syria, millions of Syrians have been displaced and forced to flee their homes. Hereby, Syrian refugees were under guest status for a long time, and since 2014 they have been under temporary protection status. The latest depurations openly violate the principle of non-refoulment protecting refugees within Turkey under the temporary protection status while it is undeniable that temporary protection creates many problems as refugees cannot reach full protection and their rights. Based on its geographical limitation to the Geneva Convention, Turkey is refusing to fully grant refugee status for millions of asylum seekers and forcing them to live in great insecurity without any protection. Increasing rapid deportations are evidently threatening all refugee groups and making their lives and future more precarious and vulnerable. After the news of the deportations spread, refugees are reluctant to go out and the deportations left them in panic as the threat of deportation rises. This only worsened their sufferings under a political climate where racism is normalized and reinforced by both the government and its political opponents, and it created severe conditions for refugees to sustain their lives ruined by the war they escaped. While violence against displaced groups has escalated, refugee workers are widely exploited in labor-intensive jobs, millions of Syrians and thousands of refugees threatened with deportation as they are deprived of freedom of movement. Turkey must immediately end its unlawful actions refugees that violate the core international human rights conventions and international law.

Let us remind you that Syria is not a safe country for people fled war to return to. These actions making refugees even more vulnerable must end immediately. Stop detaining people from the streets, their houses, and workplaces and deporting them.

We are calling on all sections of the society and non-governmental organizations to struggle to guarantee the rights of everyone regardless of their nation and legal status, and to fight against discrimination, criminalization, and restrictions on freedom of movement!

We will not get used to living with racism.
We will continue to advocate living all together.
#Stopdeportations
#UnconditionalFreedomOfMovementForAll
#WeDefendLivingTogether

Ankara Tabip Odası
Ankara Infoshop
Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara
Hepimiz Göçmeniz – Irkçılığa Hayır Kampanyası
İHD Ankara Şube
Kapılar İnisiyatifi
Karala Dergisi
Kaos GL
Pembe Hayat KuirFest
Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği
Sınır Tanımayan Kadınlar – Göçmen Kadınlarla Dayanışma Grubu
TODAP – Toplumsal Dayanışma için Psikologlar
100.yıl İnisiyatifi

 

Exarcheia’daki göçmen anarşistlerden işgal açıklaması

Göçmen anarşistlerin öz-örgütlenme kolektifi, 17 Temmuz günü Exarcheia’da yeni bir işgal evi açtı. Exarcheia’yı anarşistlerden “geri almak” için saldırılarını yoğunlaştıran Yeni Demokrasi hükümetine ilk büyük tokatı da göçmen anarşistler indirmiş oldu. Anarşist göçmen kolektifinin işgal açıklamasının çevirisini paylaşıyoruz: Bugün 17 Temmuz 2019’da, anarşist göçmenlerin öz-örgütlenmesi olan bir kolektif olarak bizler, dayanışma gösteren diğer öz-örgütlenme kolektifleri…

Willem Van Spronsen’in Ardından..

13 Temmuz günü, ABD’nin Tacoma şehrinde göçmenlerin hapsedildiği Kuzeybatı Gözaltı Merkezi’nin (NWDC) göçmenleri sınır dışı etmek için kullandığı otobüs filosunu durdurmak için eylem yapan Willem Van Spronsen polis tarafından öldürüldü. ABD’nin ırkçı aygıtı ICE’ın (Göç, Gümrük ve İnfaz) ev baskınlarına ve sınır dışı etmelere karşı gerçekleştirilen bu eyleme dair, Kuzeybatı Gözaltı Merkezi’nde yaşanan insan hakları ihlallerini durdurmak amacıyla kurulmuş ve göçmenlerin gözaltına alınmalarını ve sınır dışı edilmelerini sona erdirmeyi amaçlayan bir taban örgütlenmesi olan La Resistencia’nın (eski adıyla NWDC Direnişi), yapmış olduğu açıklamayla birlikte, antifaşist eylemci Willem Van Spronsen’in son mektubunun çevirisini paylaşıyoruz.

La Resistencia’nın Açıklaması

Tacoma, Washington Eyaleti – Bu sabah (13.07.2019) erken saatlerde, Tacoma’daki Kuzeybatı Gözaltı Merkezi’ne (NWDC) karşı eylem gerçekleştiren bir kişi, Tacoma Polislerince vurularak öldürüldü. Bugün, gözaltı merkezinden kaynaklı bir başka ölümün daha yaşandığı ve de polislerin işlediği cinayetlere bir yenisinin daha eklendiği bir gün olarak anılacak. Polisin telsiz kayıtları da dahil olmak üzere mevcut bilgilere dayanarak, öldürülen eylemci Willem Van Spronsen’in, medyada yaygın olarak söylenenin aksine gözaltı merkezinin kendisini değil, gözaltı merkezinin bulunduğu sokağın karşısında bulunan ve de NWDC’nin ulaştırma altyapısına ev sahipliği yapan otoparkı hedeflediği gibi anlaşılıyor. Bu tesis, göçmenleri tutsak edildikleri gözaltı merkezine taşıyan ve göçmenleri gözaltı merkezinden sınır dışı edildikleri Yakima Havaalanı’na taşıyan bir otobüs filosunu barındırıyor.

Bay Van Spronsen vurulduğu sırada sınır dışı etmeler için kullanılan otobüsleri ateşe vermeye çalışıyordu. Gerçekleştirdiği eylemler, hükümetin hem halihazırda ABD’de yaşayan hem de sığınma talebinde bulunan göçmenleri hapsetmek için gözaltı merkezlerinin kullanılmasını da içeren göçmenlere karşı uygulamaya koyduğu acımasız şiddete karşı insanların içine düştüğü çaresizlik düzeyini üzücü bir şekilde yansıtıyor. Bu ölüm hem sınırda hem de ülke içindeki dehşeti derinden hisseden insanlar arasında biriken öfke ve umutsuzluğa kayıtsız kalan federal hükümetin vurdumduymaz tavrından ve de öldürmek için ateş etmek yerine olayları yatıştırma basiretinden yoksun polislerin beceriksizliğinden kaynaklandı.

Ancak, GEO Grubu’nun Tacoma’daki tesisinin kurulmasına ve genişletilmesine izin veren Tacoma Şehir yönetimine göre, bu ölüm ve gözaltı merkezindeki diğer ölümler ve yaşatılan acıların önüne geçilebilirdi. NWDC sadece orada tutulan on binlerce insan için değil, Tacoma şehri için de bir yükümlülük haline geldi. Tacoma şehir yönetiminin, GEO’nun işletme lisansını iptal etmesinin zamanı geldi de geçiyor. Bu “işletmenin” ölümcül olduğu ve bölgemize sadece acı ve ıstırap getirdiği açıktır.

La Resistencia, Tacoma şehir yönetimine acil olarak halka açık bir yargılama çağrısı yapıyor. Bu yargılama polisin, gözaltı merkezinde can kaybıyla sonuçlanan eylemini soruşturmalı ve de GEO’nun, işletme lisanslıyla yürüttüğü faaliyetlere şehir yönetimince neden hala izin verildiğini sorgulamalı.

***

Willem Van Spronsen’in Son Mektubu

Yanlışlar ve doğrular var.

Kötülüğün güçlerine karşı harekete geçme vakti.

Kötülük, bir hayatın diğerinden daha değersiz olduğunu söylüyor.

Kötülük, ticari akışın asıl amacımız olduğunu söylüyor.

Kötülük, toplama kamplarının önemsiz görülen insanlar için gerekli olduğunu söylüyor.

Kötülüğün hizmetçisi, toplama kamplarının daha insancıl olması gerektiğini söylüyor.

Orta yolculara karşı dikkatli ol.

Bir babanın kırılan kalbini taşıyorum

Çökmüş bir vücudum var

Ve adaletsizliğe karşı sarsılmaz bir öfke duyuyorum

Beni buraya getiren şey tam da bu.

Bu benim için bir fark yaratmaya çalışmak adına net bir fırsat, daha açık bir davet beklemek nankörlük olur.

Peşinden gittiğim üç öğretmenim var:

Don Pritts, manevi rehberim. “Eylemsiz bir aşk sadece bir kelimedir.”

John Brown, ahlaki rehberim. “İhtiyaç olan şey eylemdir!”

Emma Goldman, siyasal rehberim. “Dans edemediğim devrim, benim devrimim değildir.”

Ben aklı havada bir hayalperestim, sevgiye ve kurtuluşa inanıyorum.

Kazanacağımıza inanıyorum.

Neşe dolu bir devrimciyim. (Hepimiz, okullarda bize zorla yutturulan şoven saçmalıklar yerine Emma Goldman okuyor olmalıydık, neyse konuyu dağıtmayayım.) (Bocaladığımızda ve hayallerimizin imkânsız olduğunu düşündüğümüzde YPGli kahramanların fotoğraflarına bakmalıyız, yine konuyu dağıttım. Beni durdurun.)

Faşist holiganların devlet adına ya da devletin desteği ile sokaklarımızda savunmasız insanları avladığı bu günlerinde

Gözaltı / toplama kamplarının büyük kârlar getirdiği ve anlambilimsel bir savaşın yürütüldüğü bu günlerde,

Bu boş işler, boş özlemler ve umutsuzluk günlerinde

Faşizmin görünür biçimde yükselişine tanık oluyoruz. (Görünür diyorum çünkü dikkatli bakanlar, faşizmin uzun yıllar boyunca devletin koruması altında hayatta kalıp gelişmesini izlediler [Bkz. Howard Zinn Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi.] Şimdilerde, hükümetle açık ve tam iş birliği içinde faşizm kendi ajandasını takip ediyor. Dünyadaki diğer devletler de bu desteği sağlıyor

Faşizm, senin ihtiyaçların pahasına devletin ve sermayenin ihtiyaçlarına hizmet ediyor. Kimler bundan faydalanıyor? Jeff Bezos, Warren Buffet, Elon Musk, Tim Cook, Bill Gates, Betsy de Vos, George Soros, Donald Trump, daha sayayım mı? Tekrar söyleyeyim: zengin tipler (senin o kadar iyi olmadığını düşünenler), devleti belliyorlar (her yerde, “komünist” devletler de dahil bütün hükümetler), çünkü zenginleri daha da zenginleştiren kuralları onları koyuyor.

Basit.

Çok fazla düşünmeye gerek yok.

(Arkalarda dikkat kesilen vatanseverlerden misin?)

Ben çocukken kafam, savaş sonrası Hollanda’da, daha sonra Fransa’da, 30lu yıllarda faşizmin yükselişinin hikayeleriyle doluydu. Daha değersiz görüldükleri için komşularımın evlerinden alınıp hapse atılmalarına seyirci kalmayacağıma dair kendime söz verdim.

Bu aşağılıkları yakmana gerek yok, ama sadece seyretmekle mi kalacaksın?

Bu, gerçek özgürlüğe olan asli inancımızın ve birbirimize karşı sorumluluğumuzun sınavıdır.

Bu, vatanseverlere de söylüyorum, kutsal saydığınız her şeye karşı olan bu rezilliğin karşısına dikilme çağrısıdır. Seni tanıyorum. Biliyorum, bu kamplardaki onursuzluğu kalbinin derinliklerinde hissediyorsun. Bizi temsil ediyormuş gibi davranan bu lanet kuklaların iplerini tutan sermayeye karşı ayağa kalkmanın zamanı geldi, senin için de.

Ben, hepinizi ve ortada dönen topu o kadar çok çok seviyorum ki çocukken kendime verdiğim şerefli olma sözümü yerine getireceğim.

İşte, kâr etmek için toplama kampları işleten bu şirketlerde.

İşte burada, Brown’da ehlileştirilmeyen arkadaşları, polis / sınır muhafızları / beyazlıklarıyla övünenler / patron / beyaz üstünlüğü peşindeki grupların korkusundan yüzlerini göstermekten korkuyorlar…

İşte, pazarın açgözlülüğü tarafından neredeyse tüketilmiş bir gezegen.

Ben siyah beyaz bir düşünürüm.

Gözaltı kampları iğrenç şeylerdir.

Seyirci kalmıyorum.

Bundan daha fazlasını söylemek zorunda değilim.

Kırık kalbimi bir kenara koydum ve faydalı birisi olarak yapmayı bildiğim tek yolu kendimce yarattım.

Acımı etkili bir şekilde bölümlere ayırıyorum…

Ve neşeyle bu işe yöneliyorum.

(Eylemlerimin enkazını yüklenenler, umarım bu yükü en iyi şekilde kullanırsınız.)

Yoldaşlarıma:

Devrimin geri kalanını kaçıracağım için pişmanım.

Aranızda olma onuruna sahip olduğum için müteşekkirim.

Yararlı olabilmem, ideallerimi yerine getirme hissini yaşamam için bana yer açmanız hayatımdaki ruhani zirveyi yarattı.

Değerli ve harika insanlarımı savunmak için elimden geleni yapmak, tarif etmesi güç bir deneyim.

Trans yoldaşlarım, bugün aramızda en çok marjinalleştirilenler olarak tahayyül ettiğimiz geleceğin yolunu göstereceğimize dair inancımı pekiştirerek beni dönüştürdüler. Öylesi net bir şekilde hayal ettim ki, nasıl sonuçlandığını göremeyeceğim için pişmanlık duymuyorum. Beni bu noktaya getirdiğiniz için sizlere müteşekkirim.

Ben bir Antifayım. Her dizilimde yaşam sevgisinden hareketle eyleme geçen dünyadaki bütün yoldaşların yanındayım. Özgürlüğün herkes için gerçek özgürlük ve yaşamaya değer bir hayat anlamına geldiğini anlayan yoldaşların yanındayım.

İnancını koru!

Tüm iktidar halka!

Bella ciao.

 

Irkçılığa Irkçılık Diyelim! – Irkçılık Karşıtı Buluşma

“biz iş bulamazken, karnımızı doyuramazken onları neden burada isteyelim?” “ama onlar da çok gürültü yapıyor, bizi rahatsız ediyor” “kendi vatanlarında savaşsalardı! burada resmen tatil yapıyorlar!” bu söylemleri ve daha fazlasını bir yerlerden tanıyoruz; haberlerden, komşularımızdan, akrabalarımızdan… hatta belki de kendi ağzımızdan çıkıyor bu sözler. son zamanlarda seçimlere malzeme olan göçmenler; suriyelilere getirilen sahil yasakları;toplu taşıma…

Bangladeş Anarko-Sendikalist Federasyon-BASF ile söyleşi

Love and Rage kolektifinin Bangladesh Anarcho-Syndicalist Federation -BASF ile Ocak 2019’da yaptığı söyleşinin türkçe çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.* Bangladeş’te anarko-sendikalist bir hareket olduğuna dair hiçbir şey bilmiyoruz. Her şeyin nasıl başladığını bize anlatabilir misiniz? Geçmişten gelen anarşist gelenekler ya da bir sendika hareketi var mıydı? Başka ülkelerdeki örgütlenmelerle bağlantılar var mıydı? Bangladeş’teki anarşist işçi hareketinin beş…

infoshop hakkında

Neden infoshop?

Şimdinin siyasal ikliminden bahis açıldığında, çoğunlukla içe kapanmaktan bahsediyoruz. Böylesi baskıcı zamanları atlatmak için çoğu zaman akla gelen en makul seçenek olarak gözükür içe kapanmak. Tehditlerin yoğunlaştığı anlarda ortaya çıkan doğal bir refleks, bir güdülenme gibi, varoluşumuzu güvence altına alabilecek sığınaklar ararız. Bir bakıma dışarıdaki gerçekliği savuşturmak isteriz. Ötekileştirilen insan gruplarının tarihleri de böylesi savuşturmaların ve bu uğurda yaratılan sığınakların hikayeleriyle doludur. Şimdilerde ise benzer bir biçimde, envai çeşit otoritenin ve iktidar biçiminin bedenlerimize, duygularımıza ve zihnimize dönük durmaksızın giriştiği saldırıları, her seferinde daha da geriye çekilerek karşılıyoruz. Bize tahsis edildiği söylenen özel hayatlarımızda okuyor, yazıyor, iktidara küfür ediyor ve bu günlerin bir an önce son bulmasını ümit ediyoruz.

Bütün bunlar sessiz bir bekleyiş ve hatta kimilerimiz için bazen bir “vazgeçiş” haline işaret ediyor gibi gözükse de, görüntünün ardındaki arayışlarımız hiç bitmedi. Özgürleşmeye dair bu ortak arayışların yavaş yavaş gün yüzüne çıkarak somutlaşması gerektiğini düşünen ve benzer arayışlarda olan bir grup insan olarak kendimize şu soruyu sorduk: Özgürleşme imkanlarını keşfetmemizi sağlayacak türden bir sığınağı, bireysel yaşamlarımızın dışına taşarak, diğer bir ifadeyle dışarıyı savuşturmadan içeriyi kurarak bulunduğumuz yerelde oluşturamaz mıyız?

İnfoshop işte bu soruya verilen bir yanıt olarak ortaya çıktı. Ankara ve ötesinde, devletin ve iktidarların hayatı ve bedenlerimizi sınırlara hapsetme ve tabi kılma girişimlerine karşı, bilgi -enformasyon üretimi ve dolaşımı yoluyla tetiklenecek olası bir kırılmanın, bir özgürleşme arzusu ve çabasının mekânsal izdüşümü olma niyetindedir infoshop.

Bilgi meta değil müştereğimizdir

Müşterek kullanıma ve erişilebilirliğe sınırsızca açık olması gereken bilgi, halihazırda iktidar tarafından başta sansür, gözetim ve telif hakları gibi çeşitli biçimlerde düzenleniyor ve engelleniyor.  Anarşist ve anti-otoriter bir birim olarak infoshop, işte bu sınırlılığın özgürlüğün önündeki en önemli engellerden biri olduğunu düşüncesinden hareketle, sistem karşıtı bilgi üretimine hiyerarşik olmayan yollardan dahil olmayı ve bu bilginin dağıtımını sağlamayı amaçlar. Bu yönüyle küresel infoshop hareketini takip ederek, yerelleşmiş bir bilgi ağı kurmak, ana akım medya ve kitapçılar gibi mekanlarda yer bulmayan ve yerel siyasetin radikal bileşenlerinin katılımıyla üretilen bilginin bu ağ üzerinden dolaşıma sokulması için aracı olmak infoshop faaliyetinin temelini oluşturur.

Kimdir nedir?

Ankara’da sistem karşıtı otonom bir mekân oluşturma çabasının ilk adımı olarak görülebilecek infoshop, tamamen gönüllülüğe ve kendin yap (DIY) yöntemine dayalı bir özyönetim projesidir. Profesyonel bir gelir akışı şemasını reddeder. Otoriter, ırkçı/milliyetçi, cinsiyetçi/cisseksist, homofobik, transfobik ve türcü söylemlere yer yoktur. İnsanların ırk, etnisite, cinsiyet kimlikleri ve cinselliğe dair deneyimlerinin yanında eğitim düzeyi, sosyal statüsü, sınıfı ya da yetilerine bakmaksızın herkesin kullanımına ve katılımına açıktır.  

Neler yapar?

Düzenli toplaşmalar ve etkinlikler düzenleyip, yerelimizdeki aktivist gruplar arasında aktif bir paylaşım, iletişim ve dayanışma ağı oluşturmayı amaçlayan infoshop, tartışmalar, sunumlar, gösterimler, sergiler üzerinden bilginin, fikirlerin ve hikayelerin paylaşılmasını ve mobilizasyonunu gündeminin merkezine koyar. infoshop, Ankara özelinde düşündüğümüzde, lgbti+ ve göçmen dayanışma aktivizmi gibi iktidar tarafından durmaksızın ötekileştirilen ve de yasaklanan aktivizm alanları ile doğrudan temas kurarak, duygu ve deneyimlerin aktarılması temelinde kurulacak bilgi şebekesinin bir parçasıdır. Herhangi bir bilgi türünün, özel olarak da sistem ve tahakküm karşıtı mücadelelerin bilgisinin üzerinde sahiplik iddiasında bulunmadan, hiyerarşik olmayan bir bilgi üretimini benimser. Bu bakımdan infoshop, aktivist bilgi şebekesini tabandan başlayarak kurmayı ve yataylık temelinde yaygınlaştırmayı dert edinir.

infoshop’un önem atfettiği bir diğer faaliyet sahası da radikal sistem karşıtı hareketlerin hafızasını ve kartografyasını oluşturma mücadelesidir. Kısmen ihmal edilen bu mücadelede infoshop, radikal yazını biriktiren bir sahaf, kitapçı ya da hareketlerin arşivini oluşturacak bir mekân kazandırma amacını taşır. Yerelden küresele, ulus devletin dile dayalı sınırlarına cevaz vermeden her türden basılı ve basılı olmayan bilgiyi paylaşıma açmak, sistem karşıtı anti-otoriter gazete, dergi, fanzin, bildiri, yapıştırma, afiş gibi materyalleri yerel aktivistlerin ve genel olarak toplumun özgür ve sınırsız erişimine sunmayı hedefler. Bu materyallerin odağında ise özgürleşmenin olanaklarına dair bir arayış içerisinde olan her türlü yazın (anarşist, anarka-feminist, queer, anti-faşist, hayvan özgürlüğü ve ekoloji, punk) yer alır. Yereldeki radikal sistem-karşıtı mücadelelerin mekansal belleğinin yaratılması- ve de yeniden icat edilmesi- için gösterilen her siyasal çaba, coğrafyayı resmi haritalandırmalar vasıtasıyla sınırlandıran iktidar pratiklerine karşı alternatif katrografyaların oluşturulmasını da içerir. Reclus’nün, “yerin tarihi coğrafya, zamanın coğrafyası da tarihtir” saptamasından hareketle, alternatif haritalandırma faaliyetleri üzerinden tarih ve coğrafyanın radikal bilgisinin üretimi infoshop için önemli bir direniş ve mücadele sahasıdır.